50 senelik montessori okulundaki gözlemim ve montessori sistemi hakkındaki yorumlarım

Oca 27, 2016 by

Daha Boston’a taşınmadan önce gezilecek okul listesini hazırlamıştım kendime. Son zamanlarda oldukça konuşulan ve popüler olan montessori sistemi ilgimi çektiği için ilk olarak 50 senelik, gerçek bir montessori okuluna ziyarete gittim. Çok çok istiyordum bu okulu. Hakkında güzel yorumlar duymuş, hatta tesadüfen çocukken bu okula giden emlakçımızdan da tam not aldığını öğrenmiştim. Cumartesi günü, ebeveynlerin okulu gezmeleri ve bilgi almaları için düzenlenen bir etkinlik olduğu için okulda öğrenciler yoktu. Kapısı olmayan, bir evin odasını andıran ferah sınıflar, ahşap oyuncaklar, her sınıfta bulunan çiçek ve canlı hayvanlar (kaplumbağa, kertenkele gibi), evimizdeki tüm eşyaların küçük versiyonlarının bulunduğu bir yaşam alanı ile karşılaşmıştım. Kafama takılan sadece tek birşey vardı. Bu kadar sadelik Alin kadar renkli ruhu olan bir çocuğua uyacak mıydı?

Bu sorunun cevabını bulmak için ikinci ziyaret için bir randevu aldım. Çocuklar içerideyken görmek ve işleyişi öğrenmek için haftaiçi sabah 1 saat gözlemci olarak sınıfın bir köşesinde, notlarımı almak üzere bir kağıt kalemle oturdum. (Çocuklarla hiçbir şekilde iletişim kurmamam ve konuşmamam için uyarıldım)

3-6 yaş sınıflarında 2’şer öğretmen ve 15-20’şer öğrenci bulunuyor. Öğretmenler aynı okulda senelerden beri çalıştığından dolayı düzene hakimler. Sınıf sessiz. Çocuklar diğer arkadaşlarının motivasyonunu bozmamak için seslerini yükseltmemeleri gerektiğini biliyorlar. Bir çocuk belli ki sıkılmış, hayvan figürlü oyuncakları almış, dinazor gibi ses çıkarmaya çalışıyor. Öğretmen yanına yaklaşıp “Stop making that noise please” (Bu sesi yapmayı keser misin lütfen) dedi ve notumu aldım. Sistemde özgürlük ve kendi işini kendi yapabilme hakim olduğu için tek kişilik masaya masaörtüsünü serip, ara öğün yiyen bir çocuk, lavaboya gidip tabağını yıkadı. 4-5 çocuk bu şekilde tekli masalarda kendi kendine oturuyorlardı. Diğer bir tarafta gruplar halinde çocuklar ilgi alanlarına göre farklı aktivitelerle uğraşıyorlardı. Bir grup yerde oturup kabartmalı harflerin üzerinden parmaklarıyla dokunarak harflerin yazılışını öğrenmeye çalışıyor, bir grup boncukları dizerek sayı sayıyor, bir grup ise masada İspanyolca öğreniyordu. Sınıfta herkes düzene o kadar alışmış ki çıt çıkmadan herkes kendi aktivitesiyle ilgileniyor.

Çıkmak üzereydim ki cam suyu sıkıp, aynayı bezle silen bir çocuk görünce gülümsedim. Bildiğiniz küçük bey ve küçük hanımlar evde ebeveynlerin yaptıkları şeyleri daha küçük yaşta öğrenip, her detayla ilgileniyorlar.

Zeka geliştirmek ve ilkokula hazırlamak için sınıf içerisinde gördüğüm tüm oyuncaklar, eşyalar harikaydı. Çocukların hergün rotasyonla hayvanlara yem vermesi, çiçekleri sulamaları gibi sorumluluklarının olması da süperdi. Ama ben sıkıldım, gerçekten o bir saatlik sürede çok sıkıldım. Erol mesaj atıp “nasıl geçiyor” diye sorduğunda “bir an önce buradan çıkmak istiyorum” yazdım.

Hem ben hem de Erol çocuğun çocukluğunu doyasıya yaşamasından yanayız. Oynasın, zıplasın, iletişim kursun, istiyorsa bağıra bağıra şarkı söylesin. Şımarık ve arsız olmasın ama çocuk gibi olsun. Şuan cam silmesini, masa kurmasını ya da bulaşık yıkamasını istemiyorum. Bizim öğrendiğimiz gibi hayat ona zamanla herşeyi öğretecek zaten. Neden bu kadar erken başlasın ki diye düşünüyoruz. Kendi kendine kıyafetlerini giymesini, dişerini fırçalamayı öğrenmesini, yatağını kendisinin toplamasını tabii ki destekliyoruz. Ama herşeyin bir kararı var.

Mesela başka bir okulu gezmeye gittiğimde de 4 yaşında çocuklara okumayı ve yazmayı öğrettikleri için gurur duyup, en başarılı yanlarından bir tanesinin bu olduğunu söylediler. İstiyor muydum? Hayır. Ufak ufak kendi adını yazmaya, alfabeyi öğrenmeye başlıyor zaten şuan ama yine herşey zamanında.

Konunun özüne gelirsek, okul seçiminin aile yapısına ve çocuk yetiştirme tarzına göre yapılması gerçekten çok önemli. Benim ziyaret ettiğim bu okul sistemi oldukça etkili bir şekilde kullananlardan bir tanesiydi. Bu yazıyı yazmaktaki amacım Montessori okulları hakkında bir genelleme yapmak değil, sadece bir modaya kapılıp, çocuğunuzun ve ailenizin o okula uygun olup olmadığını bilmeden, deneyimlemeden kayıt yaptırmamanız hakkında bir uyarı yapmaktı. Bunu da özellikle belirtmek isterim. Bu zamana kadar aldığım birçok mailde “Alin’i Instagram’da videosunu paylaştığınız Montessori okuluna mı yazdırdınız?” sorusuyla karşılaşınca yorumlarımı burada sizlerle paylaşmak istedim.

Yaklaşık 2 aydan beri evimizin yakınında, içimin çok rahat olduğu bir anaokuluna gidiyor. İlk sınıfı Alin’le beraber ziyaret ettiğimizde o çocukların sıcak kanlılığı, gelip yanımıza bizi soruya boğmaları, Alin’in elinden tutup, ona oynadıkları oyuncakları, okudukları kitapları göstermeleri bizi oldukça cezbetmişti. Alin’i sınıftan zor çıkarmıştım ki şimdi çok şükür severek, isteyerek devam ediyor.

Şimdilik bu kadar:) Bugünün diğer yazısı Kidimami ile ilgili. Eğer okumak isterseniz tıklamanız yeterli..

 

Related Posts

Share This

%d blogcu bunu beğendi: